28 Mart 2012 Çarşamba

MİMlendim Ben.


   Canım pırassa, yavrum pırassa, kuzum pırassa beni mimlemiş. Pek bir mutlu oldum, oturdum hemen yazdım efenim. Başlayalım o vakit;

1- Kendini Seviyor musun?
Evet çok seviyorum. Sadece bu cümleyle bitirip narsistliğin dibine vurmak isterdim fakat hem ilk MİM'imi kısa kısa yazıp harcamamak, hem de 'ben'i ve ruh halimi tanıtmak adına biraz açacağım.
Şöyle ki; maalesef iğrenç bir ergenlik geçirdim. Obez, gözlüklü, dalga geçilen, bir takım hastalıklardan dolayı ara ara ailesinden uzak kalmış, sorunsuz ama özgüvensiz ve korkak bir gençtim. Sonra annem iyileşti, çok çok zayıfladım (Kendime Not: Zayıflama serüveni yazılacak.), gözlüklerimi çıkarıp lens kullanmaya başladım ve en önemlisi bir gay olarak kendimi tanıdım. Tüm bu gelişmelerden sonra da artık dalga geçilen değil, parmakla gösterilen birisi oldum ve bu özgüvenimi artırdı.

2- Yapmaktan Hoşlandığın Şeyler Nelerdir?
Uyumak, tartışmasız yapmaktan en çok hoşlandığım şeydir. Hatta hemen hemen her sevgilimle "uyumayı, yalnız kalıp kafa dinlemeyi bana tercih ediyorsun." başlığı altında bir ton kavgamız olmuştur. O uyku halini, o özellikle öğlen görülen HD kalitesinde ve Christopher Nolan senaryolarına taş çıkartacak rüyaları hiç bir şeye değişmem. Film izlemeyi, müzik dinlemeyi sonra içlerinde aşık olduğum film ve müzikleri, sevdiklerimin kafalarına vura vura onlara da sevdirmeyi çok severim. Genelde sos ve mezeden oluşsa da yemek yapmayı çok severim. Dışarıda yediğim ve çok beğendiğim sosları deneye deneye bulup, upgrade bile etmişliğim vardır. Bulaşık yıkama en sevdiğim uğraşlarımdandır. Arada arkadaşlarımın odalarına gidip "Sana ne yeaa ben seviyorum bulaşık yıkamayı. Hem sizin odanın manzarası daha güzel erkek kesicem ben" falan derim. O bulaşıkların temizlenişi stres attırır bana. Stres atmak demişken, saçlarımı kesmek beni nirvanaya ulaştırır.

3- Hedeflerin Nelerdir?
İlk ve en önemli hedefim artık şu okulumu bitirmek. Okuduğum bölümü sevmememden dolayı, bu hedef uğruna kayda değer pek bir şey yapmasam da (Şu an bu yazıyı değil, bitirme raporumu yazmam gerekiyor mesela) hedefime ulaşıp istediğim bir işe girdiğimde gecemi gündüzümü verip, hem yükseleceğimi hem de iyi para kazanacağımı biliyorum. Bunlar olduğunda İstanbulda hayal ettiğim bir yaşamım var. Bu yaşamın da en önemli unsuru +1'im ki bu da en önemli ikinci hedefim. Ama şu günlerde öyle boktan bir durumdayım ki, yerleşik hayata geçene kadar kimseyle birlikte olmak istemiyorum lakin yalnızlıktan da çok sıkıldım. Bu konuda her an saçmalayabilirim. (Saçmalama Ediz, bu da diğer hedefin olsun.)      

4- Kendini Bir Cümleyle Tanımlar Mısın?
Ruh hali çok değişken be bunun deli mi ne?

5- Nefret Ettiğin Şeyler Nelerdir?
Sabahları gürültüyle uyanmaktan nefret ediyorum. Evet bu sabah çim biçme makinesi sesiyle uyandım. Aşağı inip o makineye bir yerlerini kaptırasım vardı ama yastığı kafama geçirip küfretmekle yetindim, 2 saat geçti hala suratsızım efenim. Kola'dan nefret ediyorum daha doğrusu tadını bilmiyorum, alışmadım. "oha hayatın boyunca hiç kola içmedin mii? dur sen ben zorla içiricem sana" diyenden daha çok nefret ediyorum. Gidip gelen internetten, senkronu kaymış altyazıdan, ısrarcı insandan, boş konuşan insandan, uzun tırnaktan, dağınıklıktan, yemekte çıkan kıldan, son anda kaçan otobüsten, toplum içinde yaşamayı hala öğrenememiş insanlardan, denizden çıktıktıktan sonra vücuda yapışan kumdan, sinekten, böcekten, polenden hep nefret ediyorum çok nefret ediyorum.

6- Favori Film, Şarkı, Kitap Nedir?
En sevdiğim film henüz çekilmemiş olandır.......... şaka şaka
En sevdiğim film (Yabancı): A Single Man (2009 - IMDB:7.4), Tom Ford'cuğumun çektiği, her karesi Vogue'e kapak olabilecek kıvamda, konusuyla beni benden alan, Colin Firth, Julianne Moore, Jon Kortajarena ve Nicholas Hoult'ın oynadığı moralim bozuk olduğunda açıp izlediğim baş yapıt. Müzikleri de aşırı tatlıdır.
En sevdiğim film (Türk): Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (1994 - IMDB:6.8), Belki de şu ana kadar çekilmiş en açık sözlü Türk filmidir. Öyle açık anlatır ki arka sokak çocuklarını Atıf Yılmaz; Serap'ın hayallerini, Hakan'ın çocuksu aşkını, Arif'in gelişimini ve Melek'in acısını düşündükçe boğazım düğümlenir.  


En sevdiğim şarkı çok değişken. Bestecilerinin benim kadar dinlememiş olduğunu iddia edebileceğim şarkılar vardır ama hiç bıkmayacağım;
En sevdiğim şarkı (Yabancı): Travis - Happy to Hang Around
En sevdiğim şarkı (Türk): Bülent Ortaçgil - Mavi Kuş

Yerli, yabancı, dünyalı, uzaylı, sevdiklerime alıp hediye ettiğim, sanırım evde sadece benim 3 tane olan (buldum mu toplu alıyorum efenim), defalarca okuduğum;
En sevdiğim Kitap: Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

Eveet, ilk MİM'imi burada tamamlamış bulunuyorum. Yayında ve yapımda emeği geçen, insan yerine koyup beni MiM'leyen pırassa'cığıma teşekkürlerimi bir borç bilirim efenim. Hemen  bu MiM'i ev oğlanı'na ve yazılarını silmiş olsa da Charlie Chaplin Bıyığı'na paslıyorum. Ayrıca yazılarını silen ve artık yazmayacağını söyleyen marjinalkezban'a buradan "Tülaaaay geri dön Tülaaay seni çok seviyorum nolur geri dön Tülaaay" demek istiyorum. Sağlıcakla, esenlikle ne bileyin akıl sağlığıyla falan kalın efenim, saygılar.



 

24 Mart 2012 Cumartesi

Ayrılık Mektubu.....

Sevgili Fringe;

      Sen de biliyorsun ki, haftalardır aramızda bir soğukluk var. Birbirimizi eskisi kadar mutlu edemiyoruz. Sorun sende değil bende demek isterdim ama bu yükü tek başıma taşımak istemiyorum. Aramızdaki 'o' çekim bitti. Artık yeni bölümün çıktığında heyecanlanmıyorum. Bunun sorumlusu ikimiziz bir de Olivia'nın o hissiz suratı. Ayrılma konusunda hiç iyi değilimdir. Sana da "artık seninle görüşmek istemiyorum" temalı uzun uzun laflar edip, ayrılırken "hadi görüşürüz baybay" demek istemediğim için bu mektubu yazıyorum. Artık ikimiz de hayatımıza devam etmeliyiz. Ben Shameless'le görüştüm senden uzak kaldığım haftalarda. Aşık değilim fakat Gallagher ailesinin o umursamaz, o pis, o maço havasına kapıldım sanırım. Neyse bunu söylemek çok zordu ama benden duy istedim... Walter'ıma iyi bak. Zaten yarım akıllı üzme onu ağlatma, emekli olsun otursun evinde bulmaca çözsün ne bileyim arkadaşlarıyla okey oynamaya kahveye falan gitsin. Astrid'i insan yerine koy. O da FBI ajanı. Olivia'ya gösterdiğin ilgiyi ona da göster. Peter'ın velayetini almak istiyorum sorun çıkartmazsan sevinirim. Mektubu klasik cümlem "seni hala çok seviyorum ama olmuyor" la bitiriyorum ki ileride fuckbody'ye ihtiyaç duyarsam arayayım. Yargılama bu cümlemden dolayı. Biliyorsun ben böyleyim. Urfa Sana Küsmüş Haberin Yok.mp3'ü attach ettim. Belki jeneriğinde kullanıp beni anarsın. Hoşçakal. Hadi görüşürüz efenim baybay...

6 Mart 2012 Salı

En Güzel Günüm Gecem.


     Efendim geçenlerde tatil dolayısıyla Türkiye'ye ailemin yanına gittim. Hava buz, sınavlarım berbat geçmiş, sevgilimden de yeni ayrılmışım tüm bunların verdiği sıkıntı ve özgüven eksikliğiyle malum gay sitelerinin birinde bir profil açtım. Küçük bir şehirde yaşıyorum. En yakın, tanıdığım büyük şehre işaretledim kendimi, yükledim fotoğraflarımı başladım insanlarla tanışmaya. Zaten kimseyle buluşayım sevişeyim sevgili olayım derdinde olmadığım için uzaklık problem değildi. Hatta daha iyiydi. Israrcı insanları kırmadan nasıl ekebilirim diye kafa patlatıp dil dökmek zorunda kalmayacaktım. (Kedi canımı benim. ısrarı gör sen şimdi..) Öyle sıcacık evde, bilgisayar karşısında konuşalım, gülelim, eğlenelim falan istiyorum ben. İti var uğursuzu var öyle herkesle buluşacak mıyız aaa önce 3-5 ay tanıyalım birbirimizi canım! (off niye uzatıyorsam) Neyse efendim ben öyle sitede takılırken, daha önce de bu yolla tanıştığım, benimle aynı küçük şehirde doğmuş bir arkadaşım mesaj attı. "Neredesin sen? küçük şehirdeysen ben de gelicem haftaya görüşelim mutlaka" diye. Bununla da internette konuştuk zamanında. Sonra sevgilim kıskandı her yerden sildirdi 1 yıldır falan ne konuştuk, ne de bir yerde karşılaştık. Yarım ağızla olur dedim görüşelim, konuşuruz haberleşiriz geldiğinde. Tekrar sosyal ağlardan ekleştik, numaralarımızı aldık(!) derken 1 hafta sonra "ben geldim görüşelim" başlıklı mesajlar başladı. Hava buz gibi, ben hastayım ağzım burnum akıyor, zaten önceki yazılarımı okuyanlar bilir uyuzlukta sınır tanımam. O, ısrarla buluşalım diye her yerden mesaj atıyor, ben ektikçe ekiyorum. Bu arada geldiğim ülkenin mesaj merkez numarası kayıtlı kaldığı için, telefondan kimseye mesaj atamıyorum. (Gudubetliğin son noktası!!). O bana günaydın mesajları, buluşalım mesajları atıyor, ben ona akşamüstü uyanınca internetten yazıp bir şekilde buluşmayı geçiştiriyorum, sonra internetten arada konuşuyoruz falan. Sonunda bir gün uğraş uğraş telefonu yaptım, dedim bir deneme mesajı atayım;

ben: deneme 1 2 deneme
sen: napıyosun?
ben: oh kurcalaya kurcalaya yaptım telefonu iyiyim oturuyoruz hürrem izliyoruz
sen: ben de *****dan dönüyorum müsait misin bu ara?
ben: *****dan mi dönüyosun?? nasıl yani ne ara gittin *****'a? yarın iyi olursam haber vericem.
sen: gezmeye gitmiştim ya iyi olursam derken hasta mısın? uygun olursan çağır tabi beklerim (Oha günlerdir hastayım diye ekiyorum ya)
---------------
sen: napıyosun?
ben: günaydın yeni kalktım bu ne bee her yer kar :S
sen: evet planlar hava nedeniyle iptal ertelendi sanırım
ben: ya uyumuş kalmışım uyandırmadılar da evet iptal edicez yol bile kapanmıştır bizim
sen: peki bugünlük böyle olsun en yakın zamanda görüşücez dimi
ben: görüşücez tabi havalar bi iyi olsun 
sen: sizin ev ne zaman müsait oluyor hep müsaitse ben gelmenin bi yolunu bulurum. (Ne evi ulan manyak mı bu!!)
ben: babamın dershane tatilde ailecek oturuyoruz hepimiz 
sen: e şimdi aklıma soktun duramıyorum ki (Ne var aklında manyak açık konuş!!!)
---------------
sen: selam napıyosun?
ben: ablamlardayız yalan dünya izliyoruz sen napıyosun?
sen: ben de yalan dünya izliyorum bu arada yollar açılmıştır herhalde (Hay evime de yoluma da...)

     Yalnız ortada anlamadığım bir gariplik var. Bu arkadaşımız sosyal ağlardan yolladığı mesajlarda gayet sevecen, akıllı uslu, ama telefondan yolladığı mesajlar bi değişik. Zaten olayı anlamadım gıcık oldum, bu mesaj atıyor, ben "Ya görmedim film izliyordum, Yemek yiyordum, İnternet gitti, Pepe zeybek oynadı" bahaneleriyle 10 saat sonra ayıp olmasın diye internetten geri dönüyorum. En son yavrum dayanamadı "Niye görüşmüyorsun benimle? Yiyecek miyim seni? Zaten küçücük şehir canım sıkılıyor alışkın değilim ben. Bi oturup kahve içsek ne olacak?" Kafam iyice karıştı eve mi gelicek şimdi kahve içmeye?, kahveden sonra ne yapacak?, kahve bahane taciz şahane mi ne bu? Kimsin sen? Neden beni buluyor böyle insanlar Allahıııım diye diye mesaj attım "Ne istiyorsun sen? Oturup konuşmak mı yoksa başka bişey mi? Amacın ne senin?" yazık nereden bilsin çocuk yıllardır kurtulamadığım, Türkiyeye her gelişimde telefonumu sessizde kullandıran sapıkla numaralarını karıştırıp, yanlış kaydettiğimi...(Evet çoktur böyle salaklıklarım!) Şaşırdı tabi. "Hoşlanıyorum ama görüşmedik bile daha, bi oturalım konuşalım devamı sonra belli olur." diyor mantıklı mantıklı. Çıldırıcam deli mi, şizofren mi ne bu? Yoksa ben mi yanlış anlıyorum? Neyse gidip görüşücem. "Tamam yarın görüşelim haber veririm ben sana öğlen" dedim yattım. Ertesi gün;

ben: naber işin yoksa 15:30da *****'da buluşalım
sen: tamam
ben: 15:30u 16:30 yapalım işim bitmedi daha
sen: olur

     Efendim Yılmaz Erdoğan gibi "ömrümün en uzun, ömümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar" anını yaşadım bir anda karşımda sapığımı görünce. Şöyle bir sağıma soluma baktım acaba bu ökküz de başkasıyla buluşmaya mı geldi diye ama değil. Beni gördü kalktı eşşek gibi sırıttı. Ben şok geçirdim ne yapacağımı bilemedim, hala sağıma soluma bakarak gittim yanına ama bacaklarım titriyor. Allahım diyorum içimden ikisi birleşti de oyun mu oynuyorlar bana? Birazdan diğeri de gelip "sen kendini ne zannediyorsun" nidalarıylar ağzıma mı sıçacaklar? Kızardım ama hiç bozuntuya vermeden oturdum masaya. Hemen heyecandan paketin yarısını yere dökerek bi sigara yaktım beynim açılsın. "ee napıyorsun, hı havalar da soğuk, evet yaa hasta oldum" diye bir şeyler geveleyip kalkalım dedim, kalktık. Yolda yürüyoruz hiç konuşmuyoruz. Konuşacak konu yok ki. Yıllar önce lise zamanımda arkadaşımın arkadaşıydı. Beraber uyurken bişeyler oldu (Evet o zamanlar fenaydım) sonra bu abartmaya başladı. 1 Defa oldu tamam bitti yeter, başka istemiyorum ben diye yıllardır defalarca telefonda ağzına sıçtım (ki ağzına sıçtığım 2 insandan birisidir) (Uysalımdır ben. Enseme vurun ekmeğimi veririm hemen) daha ne konuşacağız? Yolda düşün düşün dedim "Yürü şuraya oturalım bişey konuşmam gerek seninle" Oturduk birer çay söyledik, bunları söylemek için çağırmış edalarında hemen atladım konuya, ben istemiyorum da zorlama da sil telefonumu da uzun süreli düşünüyorum da bilmem ne. Bu dedi "Ben uzun süreli düşünmüyorum. Zaten kız arkadaşım var." Aaa tüh neyse o zaman olsa iyi olurdu yaa napalım artık, anana babana selam söyle yıllardır şehvetle anıyorum hadi kalkalım madem dedim, çaylar bitmeden kalktık. Koşa koşa otobüs durağına gittim. Otobüsü beklerken bi de 'sapığın numarasını' arayayım dedim. Aradım "Ooo sesinizi duymak ne büyük şeref efendim, bugün de gelmeyeceksin değil mi?" dedi arkadaşım. "Neredesin hemen geliyorum" deyip yanına gittim, anlattım böyle böyle, o gülmekten yere yattı, ben hala yazarken bile sinirleniyorum, sapık aynı hızıyla devam ediyor efendim.

NOT 1: Mesajları arkadaşıma üşenmedim, işte ben seni böyle şizofren tanıdım diye facebooktan tek tek yazdım. Kopyala - Yapıştırdır.

NOT 2: Daha ne olabilir diye düşünürken, o gece 7 saat eniştemin ve sarhoş arkadaşlarının siyaset muhabbetlerini dinledim. Şöför sarhoş, yollar buz, 2-3 metrelik çukura düşmekten son anda kurtulup kaya kaya eve geldim.

NOT 3: Yaklaşık 2 saat önce Türkiye hattımı, mesaj atmasını beklediğim bir insan (kalp) için açtım ve sapığım yine boş durmayıp aradı, açmayınca "Canım hadi bi ses ver ama :-)" dedi. Öyle de arsıııız öyle de yüzsüz bu.
         
     Son olarak buradan aileme, akrabalarıma ve arkadaşlarıma çemkirmek istiyorum "Ediz niye uyuz uyuz evde dizi, film izliyor, sabaha karşı yatıp akşamüstü kalkıyor" diyorsunuz. Ben mutluyum halimden, benim kalbim böyle atraksiyonları kaldırmıyor efendim. Saygılar.


4 Mart 2012 Pazar

Sik's Pack.

 
     Efendim yıllardır vücudumun görüntüsünden şikayet eden biri olarak, bu konu hakkındaki tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlandırdım. Uyuzluğun dibine vurmuş, o dibi evi gibi benimsemiş bir insan olduğumdan, altı ayda bir spor salonlarına yaptığım geziler, vermiş olduğum aylığın 3 gidişten sonra götüme girmesiyle son buldu hep. Evde deneyeyim dedim, farklı boyutlarda ağırlık setleri aldım sadece halter demirini "hırsız gelirse ağzını burnunu dağıtırım" düşüncesiyle yatağımın altında saklıyorum. Setin kalanı nerede hiçbir fikrim yok. 40 çöp kibriti yere döktüm, eğilip kalkıp alayım biraz hareket olsun dedim, yere oturup toplarken halının üstünde uyuyakaldım. Tam düşüne düşüne, hiç bir şey yapmadan vücut çalışmalarımı bitirme kararı almıştım ki, bir röportajla karşılaştım...

     Bir oturuşta 100 şınav, 500 mekik başlıklı röportajda Ece Vahapoğlu kızımız, hayellerinin vücuduna kavuşmuş ve "60 günde ideal vücut" isimli kitabını çıkaracakmış. Tam "öff 1000 kilo olsan bana ne senin vücudundan" derken "Kıvanç Tatlıtuğ" diye bir şey okudum arada. İlgi alanım olduğu için yazıyı okumaya devam ettim. Efendim bu Ece kızımızın çalıştığı koç, aynı zamanda Kıvanç Tatlıtuğun'da vücudunu elden geçirmiş (oyyş bir an kötü oldum). Neyse ağzım açık izlediğim Kuzey'in vücudunu 2 ayda (Evet efendim tartışmayalım 2 ayda, Behlül'ün vücudu dümdüz bişeydi!) yaptığını öğrenince, beni yine bir heyecan aldı. Zamanında 100 kiloyken mekik çekme denemelerim vardı ona güvenerek şınavı da hallederim sandım. Koştum takvime 3Mart'a bir çizik çektim, çevirdim bir de 3Mayıs'a çizik çektim. Sonra yatağıma yatıp, gözlerimi kapatıp denize girerken, çıktığımda kurulanırken, kıçıma plaj havlumu bürümüş sigara içerken, amaçsızca güneş gözlüğümü fırlatıp aniden koşmaya başlarken hayal ettim kendimi ve başladım şınav çekmeye. Başladım ama o ne zor bir şeymiş. Alışveriş torbalarını taşımakla 68kg vücut ağırlığını taşımak aynı olmuyormuş efendim! Tamam güçsüz olduğumu biliyordum fakat üstüste 3 şınav çekemeyecek kadar da düşünmemiştim. Yeri öpeye yalaya 40 şınav 100 mekik çektim ve baktım olmuyor her zaman yaptığım şeyi yapıp, bu denemeyi de başladığım gibi bıraktım. Şu an bu yazıyı titreye titreye yazıyorum. Artık değil alışveriş poşeti, kahve dökmeden fincanını tutamıyorum. Birazdan yatağıma yatıp, cinsiyet değiştirme hayalleri kurucam. Kadın olayım da kapanıp denize canavar gibi gireyim, en azından özgüvenim tam olur efendim. Saygılar.